Doğal olarak köyümüz hakkında yazılmış tarihi bir belge yoktur.
Bununla beraber Geyve tarihi ile ilgili yazılmış kayıtlar İncelendiğinde köyümüzün çok eski yıllara (Osmanlı İmparatorluğunun ilk kuruluş yıllarına) kadar uzanabilecek olduğu görülür ve buna dair bazı ipuçlarına rastlanır. Bunların neler olduğuna gelmeden kısaca Geyve tarihi ile ilgili eski kayıtlara bir göz atmak gerekecektir.
1. Bu kayıtların (belgelerin) en eskilerinden biri Evliya Çelebi Seyahatnamesidir. 1970
yılında yayınlanan bu eserin 4 ncü cildi 173-1 74 ncü sayfalarında bölgemiz hakkında
çok güzel bilgiler verilmiştir. (
Burada dikkatimi çeken iki noktaya değinmek istiyorum.
a. Sayfa 173 Bu taraflarda Sakarya nehri üzerinde Sultan Bayezidi Velinin garip ve büyük bir köprüsü vardır (Alifuatpaşa Sakarya Köprüsü)
b. Sayfa 174 Geyve’den ayrıldığımızın üçüncü saatinde Sakarya kenarında bir yalçın kaya üzerinde Çoban Kalesini gördük.
2. J.E.DAUZATS’in 1855 yılında yazdığı REŞAD EKREM KOCU’nun dilimize çevirdiği ANADOLUNUN BİR KÖŞESİ adlı kitabın GEYVE ve ILICA başlıklı bölümüdür. (EK-2)
Gördüğünüz gibi aynı kale (Çoban Kalesi) bu yıllarda da var ve harap eski bir Osmanlı ilk dönem yapılarına benzer tarif edilmektedir.
3. Sakarya İl Yıllığı adlı kitapta (75 nci yıl) Geyve Boğazındaki geçidi tutan Çobankale Adliyeden sonra Geyve yolu üzerinde olduğu belirtilmektedir. ( —
Adliyeden sonra Geyve Boğazını tutan bu kale kesinlikle Karaçam ile Bağlarbaşı arasında olabilir. Acaba burası neresidir?
O yıllarda mesafeler doğal olarak (yaya, at sırtında, arabayla, ok menzili ) gibi söylenir, ifade edilirdi.
Görülüyor ki Bağdat — İstanbul yolu bu bölgeden geçmektedir ve bu yol eski yoldur. Geyve Alifuatpaşa arasındaki yol Tepeciklerden geçen yeni yoldur. Bu yol 1940 yılında Belediye Reisi Konyalı Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. ( — 4 Bölgemizde de eski yolların yer yer izleri vardır.
1940 ve 50’li yıllarda Kale dediğimiz mevkideki yapı kalıntıları gayet bariz olarak meydanda idi. Hatta içinde ve etrafında oynar gezinirdik. Hemen yakınından yol geçerdi. Şimdi maalesef tamamen yok oldu. Hiçbir şey görünmüyor. Vaktiyle Esma Abla (Niyazi’nin Annesi) bu bölgede bağ kazarken bazı objeler (hayvan heykelcikleri) bulduklarını bana bizzat söylemişlerdi. Ama maalesef hiçbir buluntu gösteremediler.
Eğer böyle bir nesne görseydik daha güzel bir tarihleme yapabilirdik.
Bölgemizde hatırladığım eski dönemlere ait hiçbir buluntuya da rastlanmamıştır. Ne bir eski para, ne de benzer bir nesne (Osmanlı son dönem paraları hariç).
Gene de köyümüzde dikkat çekecek iki önemli eser mevcuttur. Kaleyle beraber üç eder.
Birincisi; çeşmemizin mermer kitabesi ki oldukça güzel ve eski bir eserdir.
İkincisi; eskiden Karaşlar mevkiinde bir tarlada yüzeyde duran iki Romalı’yı gösteren Kabartma resimli yazılı mermer bloktur. Şu anda Rahmetli Orhan Kaymakçı tarafından bulunduğu yerden taşınarak cami önüne taşınan taş.
Her üçü de aslında tamamen yok olmadan incelenmeye değer.
Ayrıca Köyümüz ilk yerleşim yerleri de halen eski adlarıyla anılar. Hemen yakınlarındadır. Aşağıköy — Yukarıköy — Geren gibi. Demek ki yüzyıllar önce buralarda olan Köyümüz çeşitli nedenlerle (genelde de muhtemelen heyelan) buralardan taşınmıştır. Bildiğim kadarıyla Ötekarşı bir eski mahalle veya yerleşim yeri değil köyün bir mevkiidir.
Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Milli Kütüphane kayıtlarında yaptığım araştırmalarda bunların dışında bir bilgiye ulaşamadım.
Miladı 1640 yılında (4’ncü Murad) döneminde Geyve çok büyük bir sel felaketine maruz kalmış ve tamamen yıkılmıştır. Dolayısıyla yöredeki eski yerleşim yerleri de bu afetlerden etkilenmiş yer değiştirmiş olabilirler.
Çok eski geçmişe ait bilgilerimiz bunlar.
Yakın tarihe bir göz atacak olursak: 22 Temmuz 1967 depremi haliyle en önemli konuların başında gelir. Bu deprem köyümüzün geçmişteki yaşantısını tamamen değiştirmiş. İki ayrı mahalle (Aşağı — Yukarı Bağlarbaşı Köyü) olarak bu güne getirmiştir. 0 gün için 154 hane olan Köyümüzün 64 hanesi tamamen yıkılmış, oturulamaz hale gelmiş; kalan bir çoğu da büyük ölçüde hasar görmüştür.
Yapılan çalışmalar sonunda köyün 64 hanesi aşağıya taşınmış. Geriye kalan 90 hanenin de aynı yere taşınması resmi raporlara geçmişse de maalesef bu gerçekleşmemiş, bu günkü durum ortaya çıkmış, her iki mahalle de büyüyüp gelişmiştir. Bununla ilgili jeolojik rapor Ek — 5 olarak sunulmuştur.
Köy ikiye fiilen ayrılmış, Devlet tarafından altyapı hizmetleri aşağıya getirilmiş fakat yukarısı bunlardan mahrum bırakılmıştır.
Bu dönemde Yukarıköyün ileri gelenlerinden bir bölümü devlet kapılarını aşındırarak, gerekli katkı paylarını da toplayarak bu işlerin üstesinden gelmişlerdir. (Kalanlara Allahtan uzun sağlık göçenlere Rahmetler diliyorum.) Bu dönemde Polatlı’da görevde olduğum için, bana da zaman zaman uğrarlar, Ankara’ya birlikte gider yazışmalara yardımcı olmaya çalışırdım. Bu çalışmalara ait evraklardan ikisi Ek-6-7 olarak sunulmaktadır. Daha sonrasını ise sizler yaşıyor ve biliyorsunuz.
Köyümüz gerek hane, gerek nüfus, gerekse de sosyal ve kültürel yönden Geyve’nin en önde gelen köylerinden biridir.
1937 — 1938 istatistik Yıllığında Geyve’nin köy sayısı 118, toplam nüfusu 36.297, köy başına düşen ortalama nüfus 285 olarak gösterilir. 0 yılla Pamukova, Taraklı, Doğançay nahiye Alifuatpaşa oldukça büyük bir köydü. Demek ki bu büyük yerleri (Doğançay hariç) ortalamanın 3 — 4 — 5 katı nüfuslu sayarsak ortalama köy nüfusu 285 değil; 180 — 200 gibi olur. Halbuki bizim Köyümüz aynı yıllarda 120 haneden aşağı değildi. 0 yılların 5 — 10 yıl sonrasını çok iyi hatırlıyoruz. Dolayısıyla hane başına 4 nüfus kabul edersek Köyümüz 500 nüfuslu büyük bir köydü diyebiliriz.
1960 Nüfus sayımına göre Geyve 122 köy ve gene 3 nahiye ile nüfusu 51.890’a ulaşmış, kabaca geçen yıllarda % 60 oranında nüfus artışı olmuştur. Aynı zamanda köyümüz de büyümüş 1967’de 154 hane olmuştur. il Yıllığında ise son durum 191 hane ve 792 nüfuslu olarak görülmektedir. Aynı belgede açıkça görüldüğü gibi Köyümüz BAĞLARBAŞI Geyve’nin, Karaçam — Eşme — Umurbey — Doğantepe- Karacaören den sonra gelen 6’ncı büyük köyüdür. Karaçam; son yıllarda coğrafi konumu nedeniyle bu kadar hızlı gelişmiş ve büyümüştür. Eskiden bundan 40 — 50 yıl önce köyümüz nüfusu Karaçam’dan daha fazla idi ve gelişmişlik açısından emsallerinden daha göze batar, alt yapısı daha düzgün, kültür seviyesi daha yüksek adeta bir cazibe merkeziydi.
1950’li yıllarda yolları kaldırım, çamurdan arındırılmış, hatta sokakları bir dönem lüx lambalarıyla aydınlatılan okuma yazma oranı oldukça yüksek (o güne göre) çeşmelerinden suları devamlı akan, iki — üç kahvehanesi çalışan, birçok evde radyosu olan, her gün iki — üç günlük gazete giren, (hatırlayabildiğim kadarıyla Son posta, Yeni Sabah, Vatan ve galiba Dünya ) yetiştirdiği üzümüyle sadece civarda değil İstanbul, Ankara . . ..gibi merkezlerde de bilinen, gelişmiş bir köydü.
0 yıllar sadece meyvesi (üzüm) ile değil ipekböceği yetiştirilerek de köylü gelir- kaynağını biraz daha artırır; küçümsenmeyecek ilave bir gelir elde ederdi. Nur içerisinde yatsın bu konuda Ali Rıza amca hep öncü olmuştur. (Musa Koza Abi’nin) babası.
Ayrıca çok fazla olmasa da bazı aileler buğday, arpa, yulaf gibi ekin ekerek de ekonomik bir katkı oluştururlardı. Bu nedenle Köyümüzde 5 — 6 yerde harman yerleri vardı. Galiba bir kısmı hala isim olarak yaşıyor. Tabii bunlar bu işi yapan ailelerin genelde tarlalarının bir yerinde oluşturulmuş tapulu arazileri içersinde bulundururdu. Zamanla bağ bahçe ev oldu.
Bu aileler toprağı sürecek, ürünü harmanlayacak, bir çift Öküz veya at beslerlerdi. Tabii herkesin böyle bir çift hayvan besleyecek imkanları yoktu. 0 nedenle bu aileler köyün zenginlerini oluşturan bölümlerindendi. Hatırlayabildiğim başlıcalar; Bodurlar, Molla Mustafalar, Nuri Beyler, Nafi Beyler, Eyüp Hocalar ve Akifler
Etnik yapı:
Bu konuda kesinlikle şunu söyleyebiliriz. Köyümüzün nüfusunun % 90’ı Anadolu ya ilk göç ederek bölgeye yerleşmiş daha sonraları Osmanlı İmparatorluğunu kurmuş olan
KAYI BOYU’ nun torunlarıdır. Çünkü hiçbir işgal görmemiş, işgal altında hiçbir zaman yaşamamıştır.
Tabii bu durum zamanla yavaş yavaş değişmektedir. Benim bu konudaki düşüncelerim 1967 depremine kadar olan zaman içindir.
Folklorik yapı:
Bu konuda sadece Köyümüze değil Geyve ve havalisine ait de ayrı bir tema, ritim oluşmamıştır. Genelde İstanbul müzik ve kültürünün, folklorunun etkisinde kalmış, bunları benimsemiş, bazı değişikliklerle kendine uygulamıştır. Çiftetelli, karşılama gibi İstanbul oyunları, havaları aynen geçerlidir.
Sadi ÇETİNKAYA
Sonuç olarak:
Yazılı belgeler bu kadar olmakla beraber; bunlar bile Köyümüz sınırları içerisindeki yerleşimin yüzyıllar öncesinden beri var olduğunun birer kanıtıdır. Böyle kabul edilmesi hiç de yanlış olmaz.
Nedenlerine gelince;
1. Çobankale Köyümüz hudutlarına 3 —5 km. mesafededir. Bugün o da tamamen yok olmak üzeredir.
2. Bizim Kale’mizde aynı dönem yapılarının kesin bir benzeridir. 0 da yok olmak üzeredir.
3. Çeşmemizin kitabesi ile Sakarya üzerindeki Alifuatpaşa köprüsü kitabesi dönem olarak çok yakındır.
4. Kabartma resimli Roma dönemi taşı ayrı bir kanıttır. Çünkü; buraya sonradan başka bir yerden taşınmış olma ihtimali yoktur.
Tabii bölgemizde bu güne kadar bir bilimsel kazı ve araştırma yapılmamıştır. Bunlar benim kişisel düşüncelerimi ifade eder. Her ne kadar tarihçi değilsem de bu verilerle böyle bir sonuca varmamın çok da yanlış olmayacağını düşünüyorum.
Bu yazdıklarımda elbette eksikler, yanılgılar olabilir, vardır. Bunlar benim hatırlayabildiklerimin birer parçalarıdır.
Yakın geçmişe dair, daha doğru bilgiler verebilecek büyüklerimizle konuşarak bunlar geliştirilebilir. Hemen aklıma geliveren (Servet Abi, Rıza Abi, Musa Abi, Ruhi Abi, Faruk Abi, Yaşar Abi ) gibi büyüklerimiz çok daha enteresan bilgiler vereceklerdir.
Yukarıya almadığım. iki notum daha var. Neden almadım yarım yamalak bir şeyler hatırlıyorum, net olarak bilgim yok.
Birincisi; okul civarında (okul inşaatı için veya başka bir nedenle) yapılan kazılarda bir zamanlar çok büyük küpler (seramik belki yanlarında başka objeler de olabilir) bulunmuş, uzunca bir zaman oralarda kalmıştı.
İkincisi; Başlarderesi mevkiinde ikinci Dünya Harbi veya sonrası yıllarında bir süre bir askeri birlik konaklamıştı.
Harp Tarihi Daire Başkanlığında bunlara ait bir bilgiye, belgeye rastlayamadım. Belgesiz olduğu için de ana metine bunları koyamadım. Fakat büyüklerimiz belki bu konularda yeterli bilgileri verebilirler.
Başarılarının devamını diler, selam ve sevgilerimi sunarım.
Sadi ÇETİNKAYA
EK-1
172 EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ
Bu zatın ömürleri müddeti altmış sene olup 853 senesin de vefat ederek babalarının yanında gömülülmüşlerdir. Yüz yetmiş kadar kitap ve risale yazmıştır. Ama (Kıyafetnamesi) ile (Yusuf ve Züleyha) ‘sı pek beğenilir. Allah rahmet eyleye..
Bunun oğlu (Akşemsüddin oğlu Hamdullah oğlu Mehmed Çelebi): Bu çelebi de o asırda çok kıymetli bir inci gibi meydana çıktı. Alemi süsleyen bir fadıl idi. Bütün Arap ve Acem bilginleri, buna cevap vermekten aciz kalmışlardır. Zamamnın güya İmam-ı Azam’ı idi. Sözün kısası bütün bilgi lerde fevkalade vukuflu, bilhassa güzel yazı İlminde yakut müsta’sami kadar maharetli idi. Şuna acırım ki, bu çelebinin mezarlarını türbedarlarını bilmiyorlar. Çünkü muhterem çocukları da belli olmuyor.
Sa’d oğlu Abdülkadir), bu Akşemsüddin’in torunudur. Büyük babalarının kubbesi dışında gömülüdürler. (Akşemsüddin oğlu Şeyh Abdurrahim), azizin kırk sene sonra halifelerindendir. Tasavvuf ilminde (Vahdetname)adlı kitabı, onların eseridir. Babasının yanında gömülüdür. (Allah hepsine rahmet eyleye)
(Şeyh Seyid Sekin Sultan) burada gömülüdür.
Bu şehirde bir gün kalıp, zevk ve safalar ettik. Oradan yine kuzeye, 7 saatte (Taraklı) kalesine geldik.
Taraklı: Bursa tekfurünun yapısıdır. Osman Gazinin fethidir. H Yüzelli akçalık ‘kazadır. Halen kalesi virandır. Ama kasabası bağlı, bahçeli, akarsulu, bir dere içinde beşyüz kadar mamur hanlı, evli, tahta ve kiremit örtülü şirin kasabadır. Onbir mihrab ve yedi mahalledir. Çarşı içinde camide güzeldir. Bir hamamı, beş hani, altı çocuk mektebi, iki yüz dükkanı var. Hepsi kaşık ve tarak yaptıklarından şehre (Taraklı) derler. Dağları safi şimşir ağacı olmakla halkı bunları işleyip Arap ve Acem’e gönderirler. Suyu ve havası latiftir Bütün dağları sık ormanlık, ve av yerleridir. Deresi, içinden aktıktan sonra diğer bir nehir vasıta-siyle Sakarya nehrine karışır. Buradan yine kuzey tarafa gidip 7 saatte (Geyve) kalesine vardık.
Geyve’nin vasıfları
Aslında adı (Gekve) ‘dir. Burası, İzmit kale yapan, Iskender’in akrabasından (Gekve) kadın kralın, koyun çobanları için yaptığı bir küçücük kaledir. O kral kadının adıyla anılır, Sonradan hafifletilerek (Geyve) demişlerdir. 712 <1312) tarihinde Osman Gazinin fethidir. Yüzelli akçalık şerif kazadır.
Bu taraflarda Sakarya nehri üzerinde Sultan Bayezidi Velinin garip ve büyük bir köprüsü vardır. Burası eski za manda büyük şehir idi. Lakin Dördüncü Murad Han asrın da, Sakarya nehri taşarak şehri su basmış, sonra yine mamur olmuştur. Üçyüz evli, bir camili bir hamamlı, üç han, yedi çocuk mektebi olup, evleri tahta ve kiremit ile örtülüdür. Şehir, Sakarya nehrinden bir ok menzili uzaktadır. Bir kiremitli muazzam hani olup, han yakınlarında yirmi kadar dükkanı vardır.
Bağ ve bahçesi çok olduğundan üzüm turşusu ve Sakarya kavunu meşhurdur. İki kavunu bir ata yükletirler. Gayet iri ve lezzetli olur. Geyve köprüsünün yanı hep bostandır. Köprünün altından akan Sakarya nehri, aşağı dağlardan çıkıp, Beypazarı nehri dibinden geçerek, nice köy ve kasabaları sular ve bu Kocaeli’nden geçer. (Razve) adlı kasabada Karadeniz’e karışır.
Bu kasabada sipahi kethüda-yeri, yeniçeri serdarı, evkaf mütevellisi vardır. (Hazret Burhan) ziyaret yeri vardır. Bu zat Osmancık ile gelmiş olup burada gömülüdür.
Oradan kuzey tarafa köprüyü geçerek, Sakarya nehri boyunca (Ağaç denizi) denilen ormandan geçtik. Burası bir ormandır ki, içinde şehir adamı olmayan nice garip kimse ler kaybolup vahşi canavarlara kısmet olmuştur. Defne, ardıç, çam, ıhlamur ağaçlarının çiçeklerinin ‘kokusundan insanın damağı kokulanır. Güneş içine asla tesir etmez.
Bu ağaçlıklar içinde nice bin tahta biçecek bıçkı değirmenleri olup, gemi keresteleri keserler. Bu dağlar, dört sancak sınırında olup, hakiki ağaç denizidir. Bir tarafı Bursa,. bir tarafı İzmit, bir tarafı da Bolu ve Kocaeli sancaklarıdır. Etrafı ancak bir ayda dolaşılabilir. Ama seçme yerleri, bu Geyve yolu üzerinde olan kısımdır.
Geyve’den ayrıldığımızın üçüncü saatinde Sakarya kenarında bir yalçın kaya üzerinde (Çoban kale) sini gördük. Küçücük bir kaledir. İçinde adam oğlundan eser yoktur. Harap ve yebap durur. Eskiden (Gekve) adlı ‘kadın kralın çobanları bu kalede oturup, gelip geçenden baç alırlarmış. Aşağısı derya. gibi Sakarya olup, ensesi yalçın dağda kale, yol ise fazlaca dar olduğundan halk mecburen baç verirlermiş.
Buradan geçip batıda, Sakarya kenarında güneş tesir etmez bir Lalelik ve akar sular kenarında kahvaltı yapıp, ibadet ettik ve Allahın yarattıklarını seyrederek, dört saat daha gidip (Sapanca) kasabasında konakladık. Burası, evvelce Erzurum’a giderken anlatılmıştı.
Yine batıya giderek, İzmit kalesine geldik. Bu da evvelce yazılmıştır.
Buradan (Heleke = Hereke) kalesine geçip, yine birkaç saat batıya giderek (Gebze= Gekbüze) kasabasına geldik. Bu dahi evvelce yazılmıştı. Oradan, (Kemikli Ali baba) ‘yı ziyaret edip, yine batı tarafa giderek (Pendik) köyünü,. (Kartal) köyünü, (Bostancı başı köprüsünü» geçerek, Kadıköy’ü ne ulaştık.
Sonra, Allaha hamd olsun sıhhat ve selametle 1058 (1648) senesi cümadelahirenin sonunda eski ve büyük şehir olan (Üsküdar) ‘a vardık. Yeryüzünde benzeri olmayan irem bağı gibi, havası güzel bir şehir olup, bundan evvelki ciltlerde. Kostantiniyye (İstanbul) yazılırken tafsilatiyle yazılmıştı.
Bismillah ile, bütün at ve katarları, yüklerimizi gemilere yükleyerek, Allaha tevekkül ile, İstanbul Haliç’i üzerinden geçip (emsalsiz şehir, büyük hilafet merkezi olan, ikbal yeri İstanbul) ‘a ulaştık.
Allaha hamdolsun bütün hademelerimizle evimize’ ulaşıp, evvela şefkatli anamızın mübarek ellerini öptük. Sonra hemşirelerimin nurlu gözlerinden öptük. Yine atıma binip sözünde durarak Eba Eyyübel Ensari Hazretlerini ziyaret edip, orada adak kurbanımızı Allah rızası için kesip, hak sahipleri dağıttık. Hazreti Eba Eyyüp ruhu için bir hatmi şerife başlayıp evimize geldik. 0 gece rahat uyuyup, merhum babamı rüyamda gördün:
«Seyahat, ticaret ve ziyaretin mübarek ola.. Sana Resulullahın şefaati de nasip ola.. Safa geldin.. hoş geldin Allaha hamdolsun boş’ gelmedin Er Sultan tarikinde er güçlü olmuşsun. BİZİ hayır duadan unutma!,>
Diye, bu hakire Bismillah ile (elhakümüttekasur ) süre sini üç kere okuttu. Sabahleyin uykudan uyanıp bütün akrabalarımla Unkapanı, ndan bir kayığa binerek Tersane ardındaki mezarlıklara vardık. Önce aziz babamızı ziyaret ede ek üç defa gece okuttuğu süreyi okuduk ve bir hatmi şerife de başladık. Sonra t Fatih zamanından beri gömülü olan atalarımızı ziyaret edip ağlaya sızlaya evimize geldik. Merhum babamızdan bize kalan malımızı alıp, bütün dost ve ahbaplarla buluşarak can sohbetleri etmeğe koyulduk.
(1) Allahın hikmeti 1058 senesi Recebinin onsekizinci cumartesi günü sabah vakti İstanbul içinde bir gulgule olup bütün asker taifesi ve başka ciğeri yanan Allahın kulları ve başkaları ayaklanıp pürsilah At Meydanında ve Et Meydanında ve İstanbul içinde meşhur oniki meydanda adam deryası toplandı. At Meydanına Peygamberin sancağı ile bu kadar Allahın mahluku toplanıp (Allah, Allah) gökleri tuttu.
Sultan İbrahim Hanım hali ve Hezar-Pare Ahmet Paşanın, Cinci Hocanın, Mülakkab’ İstanbul Mollasının Katilleri ve Sultan İbrahim Hanın şehid edilmesi
|